sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çılgın Dostlar

Animasyon filminin konusu;

Aksiyon-komedi tarzındaki Çılgın Dostlar'da hayatta kalmayı hiç beceremeyen boz ayı Boog'un mükemmel dünyası, sıska ve çok konuşan bir katır geyiği olan Elliot'la tanışmasıyla altüst oluyor. Elliot, Boog'u bir evin tüm konforunu taşıyan bir garajdaki zavallı yaşantısından çıkarıp. Av mevsiminin başlamasına üç gün kala ormana giren Boog ve Elliot hızla ortama ayak uydurmaya koyulurlar. İkilinin, orman sakinlerini, yaşam alanlarını geri almak üzere birleştirmeleri için el ele vermesi gerekmektedir! Elliot, Boog'un içindeki ayıyla temasa geçip orman yaratıklarını örgütleyerek ormanı geri kazanmasına yardım ediyor.


Eğlenceli bir animasyon fakat Madagaskar kadar değil.Hoş zaman geçirmek isteyenler, özellikle çocuklar için çok güzel bir animasyon filmi:) Şu sıralar sinemalarda devamı olan Çılgın Dostlar-2 gösterimde.

Şüphe-Doubt

Filmin Konusu;

1964 yılındayız. Bronx’taki St. Nicholas kilisesi… Karizmatik Rahip Flynn (Philip Seymour Hoffman), korkunun ve disiplinin gücüne yürekten inanan Rahibe Aloysius Beauvier’in (Meryl Streep) ateşli bir şekilde savunduğu katı gelenekleri yıkmak için çaba göstermektedir.

Ülkenin politik iklimindeki değişim rüzgarlarının kilise camiasını da etki altına almasıyla okula ilk kez Donald Miller adlı siyah bir öğrenci kabul edilmiştir. Geleceğe umutla bakan genç ve masum rahibe James (Amy Adams), Peder Flynn ile ilgili bir şüphesini Rahibe Aloysius ile paylaşarak Peder Flynn’ın Donald’a karşı aşırı bir yakınlık gösterdiğini anlatır. Bu iddia ve suçlama üzerine harekete geçen Rahibe Aloysius, gerçeği ortaya çıkartmak ve Peder Flynn’ı okuldan attırmak için büyük bir mücadele başlatır. Rahibe Aloysius artık Peder Flynn’a karşı müthiş bir irade savaşına kilitlenmiştir. Bu mücadelenin hem kilise hem de okul üzerinde yıkıcı sonuçlar getirmesi tehlikesi vardır.

Cumartesi gecesi yapılan sinema aktivitesi, aslında 2 filmin arasında kalmıştım.Bir diğeri ise Operasyon Valkyrie'ydi.Fakat Meryl Streep'in oyunculuğunu çok beğendiğim için Şüphe filmini tercih ettim..Film de ki her oyuncu çok başarılıydı, fakat ben sonunun daha farklı olmasını beklerdim.Gerçekten şüpheyle çıkıyorsunuz,salondan:)

Zor Karar - Bangkok Dangerous


Filmin konusu;
"Bangkok Dangerous",sözleşmesini yaptığı cinayetler serisini gerçekleştirmek için Tayland’a giden bir kiralık katilin hayatındaki beklenmedik kökten değişimleri ve dönüşümleri konu alıyor.
Joe (Nicolas Cage), Surat adlı acımasız suç patronunun dört düşmanını öldürmek üzere Tayland’ın başkenti Bangkok’a iner. Bu ülkeyi hiç tanımadığı için kendisine yardım etmesi ve yol göstermesi için Kong (Shahkrit Yamnarm) adlı bir dolandırıcıyla anlaşma yapar. İşini tamamladıktan sonra onu da öldürüp bütün izleri yok etmeyi planlamaktadır.
İşin tuhafı, tam bir yalnız kurt olan Joe kendisini bu genç adama akıl hocalığı yaparken bulacak, bu arada yerel bir dükkanda çalışan sağır ve dilsiz bir kıza adım adım aşık olacaktır. Bangkok kentinin sarhoş edici güzelliklerinde ilerlemeye çalışan Joe kendi varoluşunu sorgulamaya başlar. Surat’ın katliam zamanının geldiğini düşündüğü sırada Joe artık değişmiş, bambaşka birisi olmuştur.
Film, izlenmeye değer ve bol aksiyonluydu.Yalnız sonu daha farklı olsaydı, film daha güzel olurdu diye düşünüyorum.Aksiyon film sevenler için tavsiye ederim..

Benjamin Button'ın Tuaf Hikayesi



Film, seksenli yaşlarında doğup, geriye doğru yaşlanan bir adamın hayatını konu alıyor. Benjamin Button hepimiz gibi zamanı durduramayan bir adamdır. Birinci Dünya Savaşı’nın sonunda, 1918’de, New Orleans’tan başlayıp 21. yüzyıla uzanan serüveniyle, onun hikayesi herhangi birininkinden daha sıradışı bir hayatı içerir.


Tek kelimeyle muhteşemdi, izlediğim en iyi filmlerden bir tanesi.Duygusal, sevgi dolu bir filmdi.Baştan sona ilgiyle izledim, hiç sıkılmadan.Makyajları, oyunculukları herşeyiyle süperdi.Kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim..

An Empress and The Warriors - İmparatorun Savaşçıları


Filmin konusu;
Eski Çin'de birleşmeden önce çok sayıda krallık arasında savaşlar ve büyük bir hakimiyet mücadelesi yaşanmaktadır.Bu ortamda, babasının ölümünden sonra krallığının yönetimini devralmak zorunda kalan bir kadının,krallığını korumak için yaptığı savaşlar ve bu uğurda verdiği mücadele anlatılıyor..
Bence filmin izlenmeye değerdi.Aksiyon olarak o kadar güçlü olmasa da, dram yönünden iyiydi:)En çok balonla havalandıkları sahneyi beğendim..

Kanlı Elmas


Filmin konusu;
1990’larda Sierra Leone’de gelişmekte olan kaos ve iç savaşın fon oluşturduğu “Blood Diamond/Kanlı Elmas” Güney Afrikalı paralı asker Danny Archer ile Mendeli balıkçı Solomon Vandy’nin hikayesi. Her iki adam da Afrikalıdır, ama geçmişleri ve şartları olabildiğince farklıdır. Ne var ki, hayatlarını değiştirebilecek pembe bir elması bulmak için çıktıkları serüvende yazgıları kesişir. Kaçakçılık suçundan hapiste olan Archer, ailesinden koparılıp elmas madenlerinde çalışmaya zorlanan Solomon’un olağanüstü bir elmas bulup sakladığını öğrenir. İki adam, Archer’la gittikçe artan bağı yüzünden gazetecilik idealleri değişime uğrayan Amerikalı gazeteci Maddy Bowen’ın yardımıyla, asilerin hakimiyetindeki topraklara bir yolculuğa çıkarlar. Bu yolculuk değerli bir elması ele geçirmekten de öte Solomon’un ailesini kurtarmasını, Archer’ın da bir daha asla sahip olamayacağını düşündüğü ikinci bir şans elde etmesini sağlayabilecek niteliktedir.
Filmden çok etkilendim açıkcası, izlediğin her dakikaya değiyor.Hiç sıkılmadan izleyebilirsiniz..

27 Dresses / Benimle evlenir misin?


Filmin konusu;
Jane yani filmin idealist, romantik ve kendinden çok başkalarını düşünen müzmin bir bekardır. Uzun soluklu bir gelin nedimelik kariyerini sürdürmeye karar vermiş gibi duran Jane’in kendi mutlu sonu her ne kadar pek ufukta gözükmemekteyse de, gizliden gizliye aşık olduğu patronunun kalbi, kız kardeşi tarafından çalınınca, Jane de hata yapmış olabileceğini düşünerek, herşeyi, tekrar gözden geçirmeye karar veriyor.
Çerez tadında eğlenceli bir filmdi.Ben çok beğendim Jane'ni kendime çok yakın hissettim çünkü bende kolay kolay hayır diyemeyen kişilerdenim..Hoş zaman geçirmek isteyenlere tavsiye ederim:)

Yalanlar Üstüne-Body Of Lies

Konusu:
O, ABD istihbaratının yeryüzündeki en iyi adamı, yakınındaki kimsenin hayatta kalamadığı, tehlikeli bölgelerde görev yapan bir ajandır. Roger Ferris (Leonardo DiCaprio) son gizli görevinde ifşa olan sahte kimliğinden başka kimliği olmayan, hayatını güvenli telefon hattının diğer ucundaki duygudan yoksun sese emanet etmiş biridir.CIA’in kıdemli elemanı Ed Hoffman (Russell Crowe) lüks bir semtteki evinin oturma odasındaki dizüstü bilgisayarından, başının üzerinden geçen mermilerden korunmak için siper aldığı sırada dahi Ferris’in hareketlerini dikte ederek savaş yönetmektedir. Ortaya yeni çıkmış bir terörist lider, dünyanın en iyi istihbarat örgütlerini atlatarak dünya çapında bir bombalama kampanyası başlatmıştır. Onu kandırabilmek için, Ferris’in yeraltı finans örgütleri ve umutsuz şehitler arasına sızması, bunu yaparken de Ürdün Özel Operasyonlar Birliği’yle eğreti bir işbirliğine girmesi gerekecektir. Görevi onu Irak, Ürdün, Washington ve Dubai arasında getirip götürecektir. Ama Ferris, hedefine yaklaştıkça, kendini aynalarla dolu bir koridorda gibi hissedecektir çünkü müttefikler ancak son aldatmacalarında olduğu kadar iyidirler, ve güven, tüm taktiklerin en tehlikelisidir.
Dün akşam kardeşlerimle ve sevgilimle gittik izlemeye kardeşlerim çok sıkıldı hatta 2. bölümde uyudular :) biz ise beğenmiştik.İzlemeye değer bir film..

Issız Adam..

Neredeyse Türkiye'nin bir çok yerinde gösterime girmiş ve unutulmak üzere iken Alanya sinemalarına gelebilmişti sonunda!! Büyük bir hevesle haftasonu gidebildim filme, sinema tıklım tıklım en geç saatteki seansa yer bulabildim onun dışında boş yer yok bütün seanslar doluydu.Herkeste bir merak tabi ki..

O kadar övülmüş, yazılmış, çizilmiş bir film büyük beğeniler var bende ise büyük bir hayalkırıklığı:) Romantik/dram diye belirtiliyor filmin türünde ama izlediğim film ne romantiklik ne de dram içeriyor.Hele ki birinci bölüm tamamen duygusuzca. Film araya girince acaba çıksam mı böyle devam edecek mi ki diye düşündüm sonradan vazgeçtim.İkinci bölüm başladı neyse film ilgimi çekiyor yavaş yavaş tam güzel gidiyor derken tekrar bir kopukluk oluyor son sahne olayı kurtarıyor gibi.
Belki fazla eleştirdim yada ben çok şey bekliyordum o yüzden film beni sarmadı bilmiyorum fakat ben Babam ve oğlum filminde ki gibi duygusal bekliyordum.Bence fazla abartılmış. Tabi ki güzel sahneleri vardı mesela son sahne en güzeliydi gözlerim doldu özellikle itiraf kısmında ve tam dönüp gidecekken tekrar gelir birden sarılmaları.. Müziklere lafım yok gerçekten muhteşemdiler.

----------

Bayramın ilk günü misafir ve kurban telaşıyla koşuşturmayla geçti ama daha sonra ki günleri hep tembellikle geçirdim.Aslında yapılan tatlıların, yemeklerin fotograflarını çekip bloga koymayı düşünüyordum nedense üşengeçlik yaptım:)Cuma günü de işe tekrar başladım.Bu arada bayram tatili boyunca izlediğim filmleri biraz anlatacağım.. SUİKATSÇİ-WAR:2007 ABD yapımı olan filmin konusu; Ortağı, suikastçı Rogue tarafından vahşice öldürüldükten sonra, FBI ajanı Jack Crawford intikamını şahsen almaya yemin eder. Ama Rogue izini kaybettirir, ta ki 3 yıl sonra Çin mafyasının lideri Chang ile Japon Yakuza patronu Shiro arasında kanlı bir savaş başlatmak üzere tekrar ortaya çıkana kadar. Rogue’u yakalamaya kararlı olan Crawford ekibini bu çatışmanın içine sürükler. Bence bol aksiyonlu güzel bir film tavsiye ederim..Son sahne hala düşündrüyor beni nasıl olur da arkadaşını öldürmek ister insan?..


KADIN AJANLAR-FEMALE AGENTS:2008 Fransa yapımı olan filmin konusu; işgal altındaki Fransa’da yeraltı mücadelesinin artık hissedilir bir boyuta geldiği bir zaman diliminde geçiyor. Kızıl Ordu’nun Nazileri Doğu Avrupa’da yenilgiye uğratması ve inlerine kadar kovalamasıyla müttefikler de artık lütfedip Normandiya çıkartmasını başlatma kararı alır. Film işte bu çıkarma sırasında Naziler tarafından esir alınan bir İngiliz subayının kurtarılmasını anlatıyor..Film bir çok kişiye sıkıncı gelebilir sahneler genelde uzun tutulmuş izlenmeye değer tarihi film sevenler için ideal..

CASINO ROYALE:2006 ABD,İngiltere yapımı 007 James Bond serisinin devamlarından 21.si olan film.Bana biraz soğuk geldi ama aksiyonları da fazlaydı.Mesela filmde tam aksiyon başlayacak , başladı bir anda tüm dinamik anı durduruyorlar ve uzun bir süre filmde kumar oynuyorlar. Film tam anlamıyla aksiyondan düşüyor, sıkıcı bir hal almaya başlıyor.

PRESTİJ:2006 ABD,İngiltere yapımı olan filmin konusu; Her şey yüzyılın başında, hızla değişen Londra’da başlıyor. Sihirbazların ünlü ve en üst mertebede idol olarak kabul edildikleri bir zamanda, iki genç sihirbaz şöhrete giden yolu çizmeye başlarlar. Gösterişli, sofistike Robert Angier (HUGH JACKMAN) tam bir şovmenken, yontulmamış ve gelenekçi Alfred Borden (CHRISTIAN BALE) sihirli fikirlerini gösterme yeteneğinden yoksun, yaratıcı bir dahidir. Birbirlerini takdir eden arkadaşlar ve ortaklar olarak yola çıkarlar. Ama en büyük numaraları ters gidince, aralarında ömür boyu sürecek bir düşmanlık başlar; ikisi de bir diğerini geçme ve altüst etme niyetindedir. Sürdürdükleri aşırı rekabet, her numarayla, her gösteriyle daha da büyür; ta ki sınır tanımayana, hatta elektriğin yeni ve inanılmaz güçlerini ve Nikola Tesla’nın bilimsel dehasını işin içine dahil edene dek... Herkesin hayatı pamuk ipliğine bağlıdır. El çabukluğuyla sunulan sarsıcı sürprizlerle dolu film; inancın güvenin ve mümkün olanın en uzak, en karanlık sınırlarının keşfedildiği heyecan dolu bir dünyaya dalar.Bence film müthiş sonununu tahmin etmek imkansız uzun zamandır böyle güzel bir film izlememiştim.Çok dikkatli izlemek gerekiyor konuyu bir yerde kaçırdığınız an filmi anlamakta zorlanabilirsiniz sürekli kafa karıştıran ama muhteşem ve farklı bir konusu var.Dvd yi kiraladığımız yerde bundan sonra Sihirbazı izlememizi tavsiye etmişlerdi, onu da bir ara izlerim artık.Kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim.


SİYAH SU-BLACK WATER:Aslında yazmaya bile değmez ama sizlerde benim gibi hata yapıp bir buçuk saatinizi boşuna harcamayın diye yazıyorum.Berbat ötesi bir filmdi hayatımda izlediğim en kötü film diyebilirim ve internette de filmle ilgili bilgi hemen hemen hiç yok.



ÖLÜM ÖPÜCÜĞÜ-KISS OF DEATH:Jimmy Kilmartin (David Caruso) hayatını bir düzen içine sokmak isteyen eski bir mahkumdur. Ama kendisine teklif edilen şoförlük işini geri çeviremez. Bu iş, şiddet düşkünü ve soğukkanlı suçlu Küçük Junior Brown'ın (Nicolas Cage) işidir. İşler kötüye gidince olaylar Jimmy'nin kontrolünden çıkar ve tüm hayatı bir anda altüst olur.Nicolas Cage'ı genel olarak iyi filmlerde izledim ama bu filmde ki rolu ve filmin kendisi başta sona kötüydü.



KARTAL GÖZ-EAGLE EYE:2008 ABD yapımı olan filmin konusu; Jerry ve Rachel, daha önce hiç tanımadıkları bir kadın tarafından rehin alınırlar. Fakat kadın bu iki kişiyle ilgili her şeyi bilmektedir. Politik bir suikast için kullanılmakta olduklarını anlayan bu iki rehine işbirliği yapmaya karar verir.Michelle Monaghan filmde, teröristler tarafından kapana kıstırılıp suikast düzenlemeye hazırlanan bir terör hücresine katılmaya zorlanınca Shia LaBeouf’un oynadığı karakter ile isteksizce ittifak yapmak zorunda kalan bir bekar anneyi oynadı.Güzel bir filmdi hem aksiyonları tadında hemde gerilimler.Farklı bir konusu var gelecekte gerçekten teknolojinin böyle şeyler yapabilir mi diye de düşündürebiliyor.Baştan sona sürükleyici hiç sıkılmadan izleyebilirsiniz.İyi vakit geçirmek isteyenlere tavsiye edilir.



KORKU EVİ-HOUSE OF 9: 9 Yabancı- rahip, dansçı, tasarımcı, acemi rapçi, eski profesyonel tenisçi, suçtan dolayı gözaltına alınmış bir kadın, başarısız bir besteci, karısı ve bir dedektif zengin bir manyak tarafından rastgele zorla bir evde alıkonur. Onlara bu evin içinde 75 kamera tarafından izlendikleri ve aralarından sadece birinin kurtulup susması için 5 milyon dolar alacağı bilgisi verilir. Hırs ve korku dolu psikolojik oyun başlar.Pekte güzel bir film değil sanki testereyi anımsatıyor ve son sahneden de devam serileri gelecek gibi..

Max Payne

Max Payne, New York polis teşkilatında görevli bir dedektiftir.
Kriminal olayları incelerken kendini mafya ve çete savaşlarının ortasında bulur ve birilerinin işlerini bozar. Mafya, Payne'e ceza olarak karısı ve çocuğunu öldürür. Bunun üzerine Payne intikam arayışı için yollara düşer ve sonrasında olaylar gelişir. Bu arada Payne'in bir de ortağı var; kız kardeşinin intikamını almak isteyen suikatsçi Mona Sax... İkili birlikte maceradan maceraya koşmaktadır.
Gerek drama , gerekse görsel efektler ve aksiyon bakımından filmin unutulmazlar arasına gireceği düşünülüyor
Bilgisayar oyunundan sinemaya uyarlanan filmin sinemada nasıl bir ilgi göreceği merakla beklenmekte.
Oyununu hiç oynamadım, film güzel bol aksiyonlu fakat çok karışık hala içtikleri uyuşturucudan sonra gördükleri görüntüler gerçek mi yoksa hayal dünyasından mı anlayamadım.

88 Dakika


Seattle’da mahkeme için çalışan çok ünlü bir psikiyatrist ve kolej profesörü Jack Gram, bir seri katil olan Jon Foster’in ölüm cezasına çaptırılması konusunda jüriyi etkileyen, mahkumiyetinden sorumlu bir kişi konumundadır. Seri katil, Jon Foster, Jack Gramm’ı kendisiyle ilgili manipülasyon yapmakla, bir şahidi ve şahidin kız kardeşini ona karşı ifade verme konusunda kandırmakla suçlar. Jon’un cezasının infazı öncesi akşam saatlerinde Jack’e bir telefon gelir. Telefonda cinayeti çözmesi için sadece 88 dakikası olduğu söylenmektedir. Bu mesajı veren kişi kadınları Jon Foster gibi öldürmektedir. Jack, eski karısı, FBI ajanı Shelly Barnes, arkadaşı Frank Parks ve asistanı Kim Cummings ile bir üniversitenin kampusu içinde bu problemli öğrenci ile bu öğrencinin öldürmeyi planladığı kadını bulmaya çalışır.
Film bence çok güzeldi.Anlayamadığım ise hukuk fakültesi mezunu olan Lauren'in nasıl olur da bir seri katil + sapığın birine inanıpta o kadar kişiyi öldürmesi.Gerçekten tüm oyuncular çok başarılıydı.İzlemenizi tavsiye ederim..

Kasap - Chopper




Nedensiz suç işlemek… Psikolojinin, kriminolojinin, sosyolojinin incelediği, edebiyatın ve doğal olarak sinemanın sıklıkla değindiği önemli temalardan biri. Yeni Zelanda doğumlu yönetmen Andrew Dominik de, ilk filmi olan “Kasap”da, Avustralyalı tetikçi, gaspçı, ressam ve best-seller yazarı psikopat bir katilin, nedensizce suç işleyen ‘kasap’ lakaplı Mark Brandon Read’in gerçek öyküsünü anlatıyor. Filmi çekerken Dominik’in ilham kaynağı, ‘kasap’ın kendi yazdığı anıları ve yayınladığı kitapları olmuş. Dominik, polis kayıtlarından, mahkeme tutanaklarından, gazete haberlerinden ve ‘Kasap’ Read’i tanıyan mahkum, polis ve gardiyanlarla yapılmış söyleşilerden de yararlanmış. Filme adını veren Mark Brandon Read’in tuhaf bir hayat hikayesi var..
Filmin her karesinde yer alan doğal atmosfer ve Eric Bana’nın oyunculuk resitali sergilediği rolü, izleyicinin doğaçlama suç figürü Kasap’la ilişki, hatta empati kurmasını kolaylaştırıyor. Senaryonun belgesel tad ve kıvamda işlenişi, filmin etkileyiciliğini ve akılda kalıcılığını sağlıyor. Ülkemizde yeşil dev “Hulk” ve son olarak “Troya” filminde ‘Prens Hector’ rolünde izlediğimiz, tüm izleyicilerin ve eleştirmenlerin ‘çok iyi bir oyuncu olduğu’ konusunda fikir birliğine vardıkları Eric Bana, kendisine uluslararası ün kazandıran 2000 yapımlı “Kasap”da ışıl ışıl parlıyor.. Read’in fazla kilolu görüntüsüne kavuşmak için bir ay boyunca sürekli fast-food ve abur cubur yiyip kilo almış. Kasap Read de, kendini canlandıran Eric Bana’nın oldukça başarılı olduğu fikrinde.. Küçük fakat o derecede sıcak, samimi ve önemli bir film çeken Dominik ve ‘Kasap’ı sinemanın unutamayacağı bir gerçeklikle canlandıran Eric Bana’ya özellikle dikkat.
Bence film anlatıldığı kadar iyi bir film değildi.Fakat Eric Bana'ın oyunculuğu gerçekten güzeldi.

Cinnet-Timber Falls


Mike ve kız arkadaşı Sheryl bir haftasonunda, kamp yapmak için Batı Virjinya’ya yolculuğa çıkarlar. Burada karşılaştıkları bir yerlinin tavsiyesi üzerine muhteşem bir doğası olan ve çağlayanlarıyla ünlü Timber Falls’a giderler.Kamp çadırlarını Batı Virginia’nın dağlarında sivrisinekleri ile ünlü bir bölgede kurarlar.
Orada, gece kaldıktan sonra sabah ilk ışıkları ile Sheryl gölün kenarında yüzmeye gider ve gölden çıkarken kaçırılır. Mike önce yardım istese de sonunda tek başına ormanın içinde onu çaresizce aramaya devam eder. Sheryl'i ararken bir tuzakla karşılaşır ve ayağı tuzak kapanına sıkışır daha önce de karşılaştığı bir kadın ona yardım istemek için yaklaştığındaysa Mike bayılır.Mike gözlerini açtığında kadının evinde bulur kendini ve çaresizce sevgilisinin bulunması için yardım ister o sırada kadın Mike'nin ayağını tedavi etmektedir.Sonra kadın Mike'nın adını Michael olarak söylediğinde Mike şüphelenir ve kadının boş bir anından faydalanıp başına vurarak bayıltır, evi aramaya kalkar.Sevgilisini gizli bir yeraltı sığınağında mum ve haçlarla dolu bir odada, bir masanın üzerinde kurban edilmek için bağlı olarak bulur. İki sevgili dine fanatik bir şekilde bağlı bir ailenin eline düşmüşlerdir. Şeytani bir planı olan ailenin ortasındadırlar...
İyi bir film diyemem ama kötü de değildi.Kopukluklar ve her korku filmin de olduğu gibi azcıkta olsa saçmalıkları vardı.Sonunu pek anlayamadım galiba devamı gelecek.

Martian Child - Merhaba Dünyalı!


Küçüklüğünde sıra dışı bir çocuk olan David Gordon, bilimkurgu yazarı olmuştur. Eşini 2 yıl önce kaybeden David, kendisini yalnız hissetmektedir.David mutlu olabilmenin tek yolunun yalnızlığına son vermek olduğuna inanmaktadır. Bunun yolu ise kendisine bir evlat edinmek olduğunu düşünen kız kardeşi Liz'i dinlemek olduğuna karar verir.Zeki fakat sorunlu bir çocuk olan 6 yaşındaki Dennis’i evlât edinmeye karar verir ve onu tüm tuhaflıklarına rağmen sever. Dennis Mars'tan geldiğini düşünmektedir.Uzayla ilgilenen ve toplumdan uzak yaşayan David ve Dennis, bu özelliklerinden dolayı yakınlaşırlar. Aralarında özel bir bağ oluşan bu ikiliyi ayırmak isteyen Sosyal Hizmetler, çocuğun evden kaçmasına sebep olur.K-Pax gibi filmlerden hoşlananları mutlu edecek bir filme benzeyen Martian Child, "uzaylı" temasının yanında, esas olarak çocuk sevgisi, toplum yapısı gibi konulara değinen sıcak bir hikayeye sahip.Uzaylı teması ile dramayı aynı potada eritmeyi başarmış güzel bir komedi.
Duygusal aynı zamanda da komik olan film evlat edinmenin zorluklarını ve bir çocuğun ne kadar değerli olduğunu anlatıyor.Her istenilde alınıp,verirmemesi gerektiğini, çocukların da fazla duygusal olduğunu.Ben izlerken güldüm de düşündüm de açıkçası hoşuma gitti film izlemenizi tavsiye ederim.

The Accidental Husband

Radyo programcısı Dr. Emma Lloyd ile yayıncı nişanlısı Michael, New York’ta evlilik belgesi almanın sürücü ehliyeti almaktan daha kolay olduğunu düşünmektedirler. Sonuçta bu işin herhangi bir elemesi ya da sınavı yoktur. İkisi de 18 yaşınının üstünde ve akraba olmadığı sürece sorun yok diye düşünürler. Evlenmek için yapmaları gereken, belediyeye beraber gitmek, gerekli belgeleri hazırlayarak imzaları atmaktır. Emma bir radyo yayını sırasında dinleyicilerine, her zamanki gibi, gelişigüzel aşk reçeteleri dağıtırken Patrick Sullivan adlı itfaiyecinin aşk hayatına öldürücü bir darbe indirir. Bu çok bilinçli olmayan ama yine de kötü niyetli davranışın altında kalmak istemeyen ve buna bir cevap vermek isteyen Patrick de okuduğu gazeteden Emma’nın evlenmek üzere olduğunu öğrenince kusursuz ve unutulmaz bir intikam planı tasarlar ve uygular.

Eğlenceli bir filmdi. Bir radyo programı sunan kişilerin tanımadı insanlar üzerinde bazen o kadar etkili oluyor ki ,tüm hayatlarını degiştirebildiğini gösteren bir film..Hoş vakit geçirmeniz dileğiyle..

Son Kale - The Last Castle


Konusu;

General Irwin’in (Robert Redford) görkemli kariyerinin son durağı hapishane olmuştur. Askeri mahkemede yargılanan ve rütbesi sökülen Irwin, suçlu bulunması üzerine hapis cezasına çarptırılır ve cezasını çekmek üzere komutanlığını Albay Winter’ın (James Gandolfini) demir yumrukla yönettiği yüksek güvenlikli askeri hapishaneye gönderilir.Albay Winter, bir zamanların efsanevi generaline ilk günlerde saygı duyar ama uyguladığı yöntemler konusunda generalle arasında sürekli bir çatışma başlar. Bunun üzerine generale duyduğu saygının önce küskünlüğe, ardından da açık düşmanlığa dönüşmesi kaçınılmaz olur. Her ne pahasına olursa olsun Irwin’i dize getirmek amacıyla albay tarafından geliştirilen bütün taktikler sonuçsuz kalır. Hatta generalin direncini artırır ve hapishanedeki diğer mahkumların da onun yanında yer almasına yol açar. Artık Irwin’in yeni bir misyonu vardır: Hapishanenin kontrolünü ele geçirmek ve Winter’ın komutanlıktan düşmesini sağlamak. Askeri hapishaneye kapatılan bu insanlara artık asker olmadıkları söylenmiştir ama onlar hâlâ bir savaşı sürdürebileceklerini kanıtlamak üzeredirler.

Film 2001 ABD yapımıdır. Eski olmasına rağmen izlenmeye değer bir film.Gerçekten etkileyici bir kişiliği olan general Irwin'in olaylar bakış açısını çok güzel bir şekilde anlatıyor.İzlemenizi tavsiye ederim..

Dead Race - Ölüm Yarışı

Azılı suçlularla tıkabasa dolu bir hapishanenin yöneticileri, cezaevindeki mahkumları birbirleriyle dövüşmeye zorlayarak, bol miktarda para kazanabilecekleri, tüyler ürpertici bir çeşit gladyatör oyunu düzenlemeye karar verirler. Adrenalin yüklü, şiddet arzusuyla yanıp tutuşan mahkumlarsa bir arenaya çıkıp birbirleriyle ölesiye mücadele etmeye dünden hazırdırlar.Üç şampiyonluk kazanmış otomobil yarışçısı Jensen Ames (Jason Statham), vahşi koşulların hüküm sürdüğü bu dünyada hayatta kalmayı başarma konusunda bir uzman olup çıkmıştır. Eski bir dolandırıcı olan Ames, tam hayatını düzene koyduğunu düşündüğü bir anda işlemediği bir cinayet yüzünden hapse atılmıştır.Öldürülmesi imkansız olarak kabul edilen mistik sürücü Frankenstein maskesini giymek zorunda bırakılan Ames’ın önüne, Cezaevi’nin despot yöneticisi (Joan Allen) tarafından iki seçenek konulur: Gladyatör oyununa katılırsa özgürlüğüne kavuşabilecek, katılmazsa hücreye kapatılıp orada çürümeye terk edilecektir.Yüzü metalik bir maskeyle kapatılan Ames üç gün boyunca devam edecek son derece zorlu bir ölüm yarışında hayatta kalmaya çalışır. Bu sürede özgürlüğüne kavuşabilmek için dünyanın en acımasız mahkumlarına karşı ölümüne mücadele etmek zorundadır. Makineli tüfekler, alev makineleri ve el bombası mancınıklarıyla donatılmış bir otomobil kullanan bu çaresiz adam, dünyanın en vahşi sporunu kazanabilmek için önüne çıkan her engeli ve her kişiyi yok etmek zorundadır.

Film çok güzeldi ilk başta bu da ne felan dedim ama hemen düzeldi.Bol aksiyonu olan bir film. Hala hapishane müdiresinin nasıl da bu kadar acımaz olduğunu düşünüyorum. Etkisinde kalacağınız bir film.Aksiyon sevenlere tavsiye ederim..

Kirli Sırlar - The Good Shepherd

Konu;

Matt Damon, ayrıcalıklı ve trajik çocukluk çağlarından beri içine yer etmiş sağduyu ve bağlılığa hürmet eden sır tutmanın değerini anlayan Edward Wilson adında bir vatanseverdir. Hevesli ve duyarlı bu genç Yale üniversitesinde geleceğin liderlerini yetiştiren, sıkı kaynaşmış bir kardeşlik cemiyeti Kurukafa ve Kemiklere 1939’da katılır. Yeni üyeleri de izleyen haber alma örgütü açısından, Wilson’ın keskin zekâsı, lekesiz adı ve Amerikan değerlerine olan içten inancı kendisini haber alma işi için başlıca adaylardan biri haline getirdi. Bu idealist genç adam İkinci Dünya Savaşı sırasında Strateji Servis Ofisinde (CIA’in öncüsü) çalışmaya başladı. Wilson ve arkadaşları dünyanın en güçlü gizli örgütünü meydana getirirlerken, bu onun yaşamının akışını ve günümüz jeopolitik oluşumunu değiştirecek bir karar oldu.

Son zamanlarda izlediğim en sıkıcı film diyebilirim, fazlasıyla boşluklar bulunuyor ve süresi çok uzun tutulmuş. İzlerken az kalsın uyuyacaktım..

The Black Dahlia - Cehennem Çiçeği


15 Ocak 1947'de, Los Angeles'da boş bir arsada, işkence edilerek öldürülmüş genç ve güzel bir kadının cesedi bulunur. Kurban, gazete manşetlerine Siyah Dalya olarak geçmiştir ve ölümü Kaliforniya tarihinin en büyük insan avını başlatır. Bucky Bleichert ve Lee Blanchard kendilerini Siyah Dalya soruşturmasının tam ortasında bulurlar: İki polis, iki sert erkek, iki arkadaş ve aynı kadına aşık iki rakip. Ancak Siyah Dalya ikisinin de takıntısı haline gelecektir. Hayatıyla ilgili her şeyi bilmek, katilini yakalamak ve ona ölümünde bile sahip olmak isteyecekler, araştırmaları onları savaş sonrası Hollywood'unun karanlık yüzüne, ölü kadının hayatının ve ölümünün derinliklerine götürecektir
Los Angeles 1947. Polis bonolarına olan desteği arttırmak için Los Angeles polis departmanı, “Mr. Fire” ve “Mr. Ice” takma isimlerine sahip iki polis, genç idealist BUCKY BLEICHER ve sinik LEE BLANCHARD arasında bir boks maçı düzenler. Dövüşten sonra, Fire ve Ice partner olurlar. Kendilerini bir devriye sırasında, korkunç bir cinayet sahnesinin ortasında bulurlar.
Gelecek vaat eden yıldız ELIZABETH SHORT, suratına bir palyaço maskesi kazınmış, iç organları dışarı çıkartılmış ve ikiye kesilmiş olarak terkedilmiş bir alanda bulunur.
Lee, büyük bir davayı çözmek ve bunun getireceği şöhret umutlarıyla heyecanlanır. Soruşturmaya atanması için başvuruda bulunur. Bucky cinayet yüzünden kendini çok rahatsız hisseder ve öldürülen kadına karşı güçlü bir empati geliştirmeye başlar. Lee, yanlış giden bir tutuklama sırasında Bucky’nin hayatını kurtarır. Bucky kendini Lee’ye karşı borçlu hisseder ve ortaklıkları, bir tek engel dışında dostluğa dönüşmeye başlar: Lee’nin, karanlık bir geçmişe sahip hazır cevap kız arkadaşı KAY. Bucky’nin Kay’e karşı olan duyguları gittikçe platonikleşirken, kız da onun cesaretini kırıcı hiç bir davranış göstermez.Elizabeth Short’un yıldız olarak oynadığı geyik bir film gösterilir. Cinayet hikayesi tam bir medya cümbüşü haline gelir ve gerçek anlamında düzinelerce adam, cinayeti kendilerinin işlediklerine dair yaygara kopartırlar. Hırslı D.A. ELLIS LOWE bu durumu seçimleri kazanmak için bir fırsat olarak görür ve halkın tepkilerine destek çıkar; Elizabeth Short’a “Cehennem Çiçeği” ismini takar.
Bucky ipuçlarını kullanarak kendisi bir araştırma yapmaya karar verir ve bu onu seçkin LINSCOTT ailesinin kızı, seksi ve çekici MADELINE ile karşılaştırır. Maddy, San Fernando Vadisi’ndeki lezbiyen barlarda takılırken, Elizabeth Short ile de karşılaşmış bir kişidir. Bucky, Maddy ve Elizabeth arasındaki çarpıcı benzerliği farkettiğinde, belalı bir durumun içinde olduğunu anlar ve Maddy’de bu durumu kendi avantajına çevirmek için elinden geleni yapar. Zengin kızın Bucky’yi gittikçe daha fazla itibarını yitiren ailesinin aşağılık hayatının içine çekmektedir.